FED FAİZ ARTIRINCA DOLAR NEDEN YÜKSELİYOR?

0
848
views

Son yıllarda Türkiye’de piyasalar Amerikan Merkez Bankası (Fed)’nın açıkladığı para politikalarını hiç olmadığı kadar yakından takip ediyor. Sıradan vatandaş bile Fed faizi artırdı mı düşürdü mü takip etmeye başladı.

2008 ekonomik krizinden sonra Fed genişleyici para politikaları ile piyasalara milyarlarca dolar enjekte etti ve gelişmekte olan ekonomiler bu parasal genişlemeden istifade ettiler. Deyim yerindeyse para içinde yüzdüler.

Ancak, Amerikan ekonomisinin durgunluktan çıkması ve ekonominin düzelmeye başlaması ile beraber Fed parasal genişlemeyi durduracağını ve faizi artıracağını açıkladı. Bunun sonucunda, gelişmekte olan ülkelerde alarm zilleri bir anda çalmaya başladı. Bu ülkelerde dolar hızla değer kazanmaya başladı ve dolar bolluğu dönemi sona erdi.

Türkiye gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer almaktadır ve İngiltere, Almanya gibi gelişmiş bir ülke değildir. Bu nedenle, global konjektürden gelişmekte olan ülkelere nazaran daha fazla etkilenir.

Bilindiği gibi dünyada dış ticaret ağırlıklı olarak Dolar ve Euro para birimleri ile yapılır. Türkiye için de bu durum geçerlidir. İthalat ve İhracatımızı en çok Dolar ve Euro para birimleri ile yapmaktayız. Merkez Bankası tarafından her ay yayımlanan ödemeler dengesi tablosuna göre Türkiye her ay cari açık veren bir ülkedir. Cari açık bir ülkenin ürettiğinden fazla harcaması anlamına gelir.

Ödemeler dengesi bilançosuna göre cari denge, dış ticaret (ihracat-ithalat dengesi), hizmetler (hizmet alımları-hizmet satımları), yatırım (net faktör) gelirleri (dış yatırım gelirleri-dış yatırım giderleri) ve cari transferler (karşılıksız olarak elde edilen dış gelirler-karşılıksız olarak yapılan dış giderler) dengelerinin toplamından oluşur.

Merkez Bankası ödemeler dengesi raporuna göre Arlık — Ocak 2016 döneminde Türkiye’nin ihracatı 150.2 milyar dolar, ithalatı ise 191 milyar dolar olmuş ve mal dengesi -40.7 milyar dolar olarak gerçekleşmiş. Diğer cari işlemler hesaplarını da eklediğimizde 2016 yılının sonunda Türkiye’nin cari açığı 32.6 milyar dolar olmuş. Yani 2016 yılında 32.6 milyar dolar ürettiğimizden fazla harcamışız. Ödemeler dengesinin diğer kalemlerinde işte bu açığın nasıl finanse edildiği gösterilir. Türkiye’nin dolar olarak ödemekle yükümlü olduğu bu rakamı dolar basma imkanı olmadığı için borç alarak, doğrudan yatırım çekerek, sıcak para girişi vs. ile finanse etmek zorunda kalır.

Bunun yanında, Merkez Bankası verilerine göre özel sektörün kısa ve uzun vadeli dış borcu toplam 224 milyar dolar, Hazine müsteşarlığının açıkladığı rakama göre 2017’de Türkiye devletinin dış borcu yaklaşık 98 milyar dolar olmuş.

Sonuç olarak, Türkiye dolar cinsinden cari açık vermekte ve hem özel hem de devletin dış borcunu finanse etmek zorundadır. Bu nedenle, dolar kurundaki ufak bir hareketliliğin maliyeti ülke ekonomisi için büyük olmaktadır.

Türkiye bir nevi yabancı finans kuruluşları ve yatırımcıları ikna ederek ülke ekonomisine dolar girişi sağlamak zorundadır. Bu kişiler yatırım yapacağı veya borç vereceği durumda risk, istikrar, politik durum gibi bir çok konuyu hesaba katarak karar verir. Doğal olarak parası olan yabancı kuruluşlar karını maksimize edecek ve riski düşük durumlarda parasını başka bir kişiye veya kiraya verecektir.

Peki, Fed faiz artırdığında Türkiye’de dolar kuru neden artıyor ve bu artış Türkiye ekonomisi için neden kötü?

Türkiye Standart and Poor’s, Moody’s ve Fitch üç reyting kuruluşundaki yatırım yapılabilir puanını kaybettiği için riskli ülkeler kategorisine düştü. Yabancı büyük emeklilik fonları Türk tahvillerine yatırım yapabilmesi için bu üç reyting kuruluşunun en az ikisinden yatırım yapılabilir puanı alması gerekiyor. Bu durum söz konusu olmadığı için Türkiye dış finansmanda sıkıntılı bir dönemde bulunuyor.

Bunun dışında, kısa ve uzun vadeli açıklanan reyting puanı ülkenin 1 yıl ve uzun vadede borcunu ödeyememe riskini gösterir. Bu bağlamda, Türkiye’nin temerrüt riski ortaya çıkabilir.

Bunun dışında Türkiye’nin CDS primi (risk primi) 244.5 dir. Bu rakam Türkiye’nin vade sonunda borcunu ödememesi riskinin gösterir. Almanya’nın CDS primi 20.81, ABD’nin CDS pirimi ise 22 puan seviyesindedir. Karşılaştırma yapmamız gerekirse Türkiye’nin borcunu ödeyememe riski gelişmiş ülkelere göre çok yüksektir. Risk priminin yüksek olması borçlanma maliyetini artırmaktadır.

Bütün bu bilgileri bir araya getirdiğimizde Fed faiz artırdığında Türkiye’de dolar kuru neden artıyor sorusuna cevap bulabiliriz. Fed faiz artırdığında doları olan yabancı yatırımcı parasını Türkiye gibi risk düzeyi görece yüksek olan ülkeye değil de ABD gibi daha güvenli ülkeye transfer ederek faiz geliri elde etmek ister. ABD’deki %1,75 faiz oranı Türkiye’deki %10 faiz oranına tercih edilir.

Dolar vatanına dönmeye başladığında Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde dolar kıtlığı başlar ve dolara talebin yüksek olduğu Türkiye’de doların değeri artar. Bu nedenle, doviz dış finansman ihtiyacı çok yüksek olan Türkiye Fed’in her faiz artımında dolar temin sıkıntısı yaşayacağı için dolar kuru artar. Ancak, Fed faiz artırdığında doları olan bütün yatırımcı tüm parasını ABD’ye transfer etmez gelişmekte olan ülkeler bu paranın bir miktarını alır. Bu miktar ülkelerin Merkez Bankası faiz oranı, sosyal, siyasi, hukuki güvence açılarından bir çok etkene bağlı olarak değişir.

Sonuç olarak, Fed’in faiz artırımı Türkiye gibi dış finansmana ve yatırıma bağımlı ülkeler için çok önemlidir. Türkiye’nin döviz ihtiyacını karşılama maliyeti bir çok etkenin yanında Fed faiz oranına bağlıdır. Çünkü, yabancı yatırımcı Türkiye’den daha az riskli ve güvenli gördükleri ABD’yi Türkiye’ye (daha yüksek faiz kazancı olmasına rağmen) tercih eder.

Fed faiz artırdığında Türkiye’ye giren döviz azaldığından doların değeri yükselir. Döviz kurundaki artış enflasyonist etki gibi bir çok negatif sonucu olduğu için sokaktaki vatandaş kur artışından direk etkilenir. İthal girdisi olan özel sektörün üretim maliyeti artar. TL kazanıp Dolar borç ödeyen özel ve kamunun borç yükü fazlalaşır.

Türkiye, ekonomik açıdan hem ülke içinde hem de ülke dışında güven oluşturma politikaları ve yapısal reformlara ağırlık verirse, yerli üst kalite ve teknolojik üretime yönelirse bu kısır döngüleri kırmakta sıkıntı çekmeyecektir.